Doç. Dr. Nusret Demir ile Türkiye’nin ilk Uzay yolculuğu ile ilgili röportaj yaptık
  1. Ana Sayfa
  2. Röportaj

Doç. Dr. Nusret Demir ile Türkiye’nin ilk Uzay yolculuğu ile ilgili röportaj yaptık

 Türkiye’nin uzay yolculuğu, kendisinin gerçekleştirmekte olduğu projeler ve birçok konu hakkında merak ettiklerinizi Doç. Dr. Nusret Demir’e sorduk. Bizlere zaman ayırıp röportajımıza katkı sağladığı için kendilerine teşekkür ediyoruz.

Doç. Dr. Nusret Demir

Merhabalar, öncelikle hoş geldiniz, bizler okurlarımıza sizden bahsetmeden önce kendinizi tanıtmak ister misiniz?

Nusret Demir: Yıldız Teknik Üniversitesi Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği bölümünden (toplumda bilinen adıyla Harita Mühendisliği) lisans ve yüksek lisans ile Endüstri Mühendisliği bölümünden lisans, İsviçre Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü (ETH) Geomatik Mühendisliği bölümünden uzaktan algılama alanında doktora derecesine sahibim. Yüksek lisans tezim süresince 9 ay kadar Atina Ulusal Teknik Üniversitesi’nde bulundum. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde 4 yıl araştırma görevliliği, ETH Zürih’te 6 yıl bilimsel araştırmacı olarak, üç ay kadar Bern Üniversitesi Coğrafya bölümünde araştırmacı olarak, yine İsviçre’de bulunan Pilatus Aircraft Ltd. uçak fabrikasında uçuş eğitim sistemlerinin geliştirilmesi konusunda bir sene çalıştım ve 2013 yılında yurda dönerek kendi kurmuş olduğum Ar-Ge firması ile yurtdışı havacılık sektörüne bir sene katkı sundum. Daha sonra Akdeniz Üniversitesi Uzay Bilimler ve Teknolojileri bölümü uzaktan algılama anabilim dalında 2014 yılında çalışmaya başladım. 2016 yılından beri de Fen Fakültesi’nde araştırma ve akademik işlerden sorumlu dekan yardımcısı olarak görev almaktayım. Aynı zamanda Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Fotogrametri ve Uzaktan Algılama Bilimsel ve Teknik Komisyonu başkanlığını yürütmekteyim.

”Türkiye’nin yayın ve proje potansiyeli açısından Dünya ile rekabet eder olarak görebilirsiniz.”


Uzayda şimdiye kadar yapılmış birçok çalışma var; bu noktada Türkiye, uzay konusunda neyi hedefliyor?


Nusret Demir: Uzay özellikle vurgulamak isterim ki pek çok disiplinin katkı sunduğu bir alan. Uzay çalışmalarında astrofizik ve astronomi konusunda gerçekleştirilen çalışmaların yanında, benim kendi çalışma alanım, eğitim hayatım boyunca harita/geomatik mühendisliği bölümlerinde eğitimini aldığım, uzaktan algılama özelinde uydular ve verilerinin işlenmesi ve özellikle uygulama ve ekonomiye kazandırma, katma değer yaratma çabaları üzerine yoğun çalışmalar gerçekleştirilmekte. Diğer yandan da uzay mühendisliği disiplini de uzay çalışmalarının gerçekleştirilmesi için gerekli olan teknolojilerin geliştirilmesi konusuna odaklanmış durumda. Bir de elbette, biyoloji, jeoloji vb. disiplinlerinin uzay özelinde gerçekleştirmeye çalıştığı bir bilimsel alan var. Uzay araştırmaları deyince öncelikle bunu iyi kavramak lazım. Örneğin; Avrupa Uzay Ajansı sayfasını incelerseniz, orada bu farklı alanlarda gerçekleştirilen çalışmaların hepsine yer verildiğini görebilirsiniz. Bu soruyu kendi araştırma konum uzaktan algılama açısından ele alırsak, Türkiye’nin yayın ve proje potansiyeli açısından Dünya ile rekabet eder olarak görebilirsiniz. Astrofizik ve astronomi çalışmalarında da Antalya’da konuşlu Ulusal Gözlem Evi’nin 1999 yılından beri evrensel bilime değerli katkılar sunmakta, 2023 yılında faaliyete geçecek Doğu Anadolu Gözlem evi de yine kızılötesi teleskopu ile oldukça değerli katkılar sunacaktır. Türkiye’nin uzay konusunda hedeflerini görmek için TUA’nın Milli Uzay Programına bakmak yeterli. TUA, uzaya ilk astronotumuzu , Ay’a sert iniş yapmak, bölgesel konumlama sistemi geliştirilmesi gibi geniş bir yelpazede çalışmalarını sürdürmekte. Sadece bununla da kalmayıp, ülkemizde uzaya olan farkındalığı ve insan kaynaklarını da arttırmak için çalışmalar yürütmektedir.


Uzaydan veri nasıl ve ne şekil toplanmalı? Bu verileri toplarken ve işlerken nasıl bir yol uygulanıyor, işlenilen verileri elde ettiğimiz sonuçları ne amaçla kullanıyoruz?


Nusret Demir: Bir gökcisminden veri elde etmek zahmetli ve uzun suren bir süreçtir. Bilim insanları gözlemini yapacakları cisim için proje hazırlayıp kullanacakları uydu veya teleskoptan süre talep ederler. Değerlendirme süreci başarılı olan projeler uydudan tahsis edilen süre içinde gözlemlerini tamamlar.
Uzaktan algılama bilimi açısından Uzay’dan veriler algılayıcılar yardımıyla toplanmakta, bunlar uydular üzerinde konuşlu farklı dalga boylarında geri yansıyan radyasyonu algılayabilen sensörlerle veri toplamaktadır. Bu konu tabi çok detaylı bir konu. Pasif yani güneşten geri yansıyan enerjiyi tespit edip veri sağlayan ya da kendi enerjisini yollayıp bunu geri toplayan (RADAR, LIDAR) algılayıcıları herhangi bir hava koşuluna maruz kalmadan veri alabilmekte. Özellikle ESA ve NASA kaynakları sayesinde güncel pek çok veri kullanıcılara ücretsiz olarak sunulmakta. Microsoft ve Google’un da uydu verilerini işleme üzerine özel olarak geliştirdikleri bulut hesaplama platformu donanım ihtiyaçlarını da en aza indirmektedir.


Uzayla ilgili eksik verileri toplamak için modelleme yapmak işimizi kolaylaştırır mı, bu modellemeler için Türkiye olarak yeterli ekipmanlara veya donanımlara sahip miyiz?


Nusret Demir: Simülasyon ve modelleme günümüzde bilimsel araştırmaların vazgeçilmez unsurlarından biridir. Uzaya fırlatılacak bilimsel bir uydunun her aşaması fizik yasaları çerçevesinde bilgisayar ortamında modellenebilmektedir. Bu programlara CERN tarafından geliştirilen GEANT4 programı örnek olarak verilebilir. Bunun yanı sıra gökcisimlerinin fiziksel yapısı ve modellemesi de yapılabilmektedir. Bu bizlere gözlemini yapmak istediğimiz cisim için üretilecek uydu ve/veya teleskop için bir altyapı oluşturacaktır.


Türkiye’nin çıkacağı ilk uzay yolculuğunda belirlenen şartları da göz önüne aldığımızda bu konuda eğitim almış bilgin insanlar varken uzay yolculuğu için bir vatandaş seçmemizin nedeni nedir?


Nusret Demir: Bildiğiniz gibi uzaya ilk kez bir Türk vatandaşı yollanacak ve bilimsel beklentilerden çok, uzay konusunda toplumda yüksek bir heyecan ve merak uyandırma çabası olarak görmekteyim. Diğer yandan, astronotlar aslında bilim insanlarının deneylerini uzay ortamlarında uygulayan teknisyen görev tanımları olan kişilerdir, elbet arada istisnalar olsa da, genelde ilgili deneyi tasarlayan kişi uzayda bulunmaz. 10 sene kadar mecburi hizmet şartını da görünce sanıyorum ilgili kişiyi uzun dönemde bu görevler için hazırlayacaklardır, kişiyi seçerken de ilgili deney prosedürlerini orada uygulama potansiyeli olabilecek bir kişiyi seçebilirler.

”Uzay Çalışmalarında En Büyük Eksiklik, Uzay Hukuku.”


Elon Musk’ın da uzay ile ilgili çalışmaları mevcut, yaptığı çalışmalar doğrultusunda tekelleşmeye yol açtığı söylentileri var, sizce uzayda bir tekelleşme söz konusu mu ya da ilerleyen zamanlarda böyle bir durum oluşabilir mi?


Nusret Demir: Uzay çalışmalarında benim gördüğüm en büyük eksiklik, uzay hukuku. Şu an nasıl havacılık sektöründe çok net ve ‘kanla’ çizilmiş kurallar vardır ve uluslararası mutabakat söz konusudur, maalesef uzay konusunda böyle bir mevzuat tam olarak bulunmamakta, sadece bölgesel mevzuatlar karşımıza çıkmakta (örneğin ESA kontrolündeki bir yerden uydu fırlattığınızda bazı koşulları kabul edersiniz, ama bu koşullar evrensel değildir). Elon Musk evet çok büyük yatırımlar yapmakta ve NASA ile de işbirliğine gitmekte. Amerikan medyasını takip ettiğimizde bazı vatandaşların uzay araştırmalarına muhalefet ettiklerini de görmekteyiz. Sonuçta devletlerin gerçekleştirdiği faaliyetler vergilerle mümkün oluyor. Bu yüzden uzay madenciliği, asteroide karşı savunma sistemleri, sivil uygulamalar gibi konular daha az muhalefetle karşılaşıyor. (Avrupa Birliğinin dış paydaşlar için 2021-2027 arası ayırdığı araştırma programı bütçesi 20 milyar euro ve bunun 19.5 milyar eurosu Küresel navigasyon sistemleri verilerinin akıllı şehir, otonom sistemler gibi konularda uygulamaya dökülmesi ve her türlü Yer Gözlemleri). Ortaya çıkan şirketler de uzay araştırmalarının bu boyutuna odaklanıyorlar daha çok, nitekim ekonomik olarak karşılığını ticari teşebbüsler görmek isterler. Bunu ben tekelleşmeden çok, rekabet ortamı olarak görmekteyim. Ülkemizde de sivil uydulara yatırımla bu tür döngüsel bir ekonominin sağlanmasına katkı sunabiliriz diye düşünüyorum.


Uzaydan önce aslında dünyamızı da tanımalı ve anlamalıyız. Buna ithafen uzay konusundan biraz uzaklaşıp Avrupa Birliği COST Programı ile olan “’CA20118Threedimensional forest ecosystem monitoring and better understanding by terrestrialbased technologies” çalışmanıza da izninizle değinmek istiyoruz. Çalışmalar kapsamında ne gibi faaliyetler gerçekleşti veya dünyamızı anlamadaki araştırmalar nasıl devam ediyor?


Nusret Demir: Ülkelerin uzay araştırmalara yatırdığını geri alması ya da sürdürülebilirliğini sağlamaları için uzaya yaptıkları yatırımın bir kısmını kısa vadede kazanmaları gerekir. Bununla birlikte temel bilimlere bütçeler daha kolay sağlanır ve bilimsel araştırmalarla sınırlar zorlanarak ortaya Web teleskopu gibi yatırımlar ortaya çıkar. Temel bilim araştırmaları ile bu teknolojilerin temelleri atılır ve bu tür döngüsel bir sistemle ilgili bütçeler beslenir. Hele bizim gibi kişi başı geliri belirli seviyenin altındaki ülkelerde, temel bilimlere bütçenin ayrılabilmesi diğer katma değerli araştırmaların varlığı ile daha etkin olabilir. Uzay araştırmalarının sürdürülebilir olmasını geçerli kılan en önemli alan şey, belki de Yer Gözlemidir. Daha önce de bahsettiğim gibi AB, günümüzde dış paydaşlara özellikle bu konulardaki faaliyetleri için bütçe sunmakta. İşte aslında ne kadar uzaydan uzaklaştık diye ifade etsek de Dünyamızı da uzaya yaptığımız yatırımla sürdürülebilir şekilde koruyabiliyoruz. Bu amaçla, araştırma konum uzaktan algılama da tam bu konuya eğiliyor. Bahsi geçen bir COST aksiyonu ve ben de bu aksiyonda ülkemizi temsilen Yönetim Komitesi üyesiyim. Burada farklı iş paketlerinde odaklandığımız konular özellikle orman ekosistemlerinin hem uydu tabanlı hem yersel sensörler ile doğru ve hassas olarak ölçme ve ilgili yöntemleri geliştirme üzerine kurulu. Pek çok ülkeden çalışma grupları üyeleri mevcut. Ben özellikle radar ve lazer verilerinin füzyonu ile daha iyi bir biyokütle tahminine olanak sağlayacak modellere odaklanmış durumdayız. Bu aksiyon beş yıl sürecek ve özellikle genç araştırmacılara kısa dönemli eğitimler gibi olanaklar sunmakta. Bu vesileyle de bu konularda çalışmak lisansüstü araştırma yapmak isteyenlere bir çağrı da yapmış olayım.

”Tarihler Arası Geçiş Sağlanan Bir Sanal Müze İnşa Ettik.”


Metaverse ve sanal gerçeklik tartışmalarının yaşandığı son yıllarda sizin de Dijital Miras ve Sanal Gerçekliğin Kültürel Miras Yönetiminde Kullanımı konulu ön saha çalışması adlı bir araştırmanız söz konusu bize biraz bu konudan bahsedebilir misiniz?


Nusret Demir: Uzaktan algılama alanı oldukça geniş perspektifte araştırma faaliyeti gerçekleştirmeye imkan sağlıyor. Bu çalışmada değerli arkeolog bilim insanları ile (Ekip lideri Dr. Muhammet Hamdi Kan) Letoon antik kentinin uzaktan algılama, fotogrametri yöntemleri ile hassas 3 boyutlu modeli, hem de tarihsel bilgiler ışığında orijinal durumlarının modelleri oluşturuldu ve sanal gerçeklik ortamında ilgili bilgilerin de sunulmasına olanak sağlayan bir sistem geliştirildi. Böylece bir nevi VR gözlükle gezilebilen tarihler arası geçiş sağlanan bir sanal müze inşa ettik diyebilirim.


TUA Başkanı Yıldırım, “Türkiye’nin potansiyeli çok yüksek. Yeter ki işleri doğru kişilerle doğru zamanda yapalım. Yeni bir uzay çağındayız. Uzayda yoksanız dünyada da söz sahibi olamazsınız. Türkiye bunun için ağırlık veriyor” dedi. TUA’nın kuruluşunun 2018 yılı olduğunu belirterek peki uzayda bu kadar uzun süre yer alamamış olmamızın sebebi nedir?


Nusret Demir: TUA gerçekten bizlerde de büyük heyecan yarattı. Bir çabanın da olduğu muhakkak. Bizler de farklı meslek ve disiplinlerden oluşan bence örnek alınacak bir yapılanmada olan Akdeniz Üniversitesi Uzay Bilimleri ve Teknolojileri bölümü olarak, büyük bir çaba ve özveri içerisinde tüm akademik personel olarak çalışmalarımızı gerçekleştiriyoruz.
Türkiye TUA’dan önce de astrofizik, astronomi ve uzaktan algılama konularında farklı üniversite ve kurumlarda ses getiren çalışmalara, yatırımlara imza atmıştır. Öyle ki uzaktan algılama konusuna en üst düzey organizasyonlarından olan ISPRS (Ululararası Uzaktan Algılama ve Fotogrametri Birliği) ‘in başkanlığını bir dönem Türkiye’den Prof. Dr. Orhan Altan gerçekleştirmiştir. Pek üniversite, yine Tübitak Uzay, Tübitak TUG, TAI, ASELSAN gibi kurumların ses getiren çalışmaları mevcuttur. TUA’nın oldukça yeni bir kurum olduğunu da göz önüne alarak özellikle iletişim, proje başvuru süreçleri ve geri bilgilendirme ile ilgili eksikliklerinin mevcut olduğunu söyleyebilirim. Kendi başıma geldiği için buradan da ifade etmek gerekirse, bir kez gelen bir resmi yazı üzerine uluslararası projeye partnerlik, bir kez de bir uluslararası kuruluşun uzaktan eğitim programına eğitmen olarak başvuruda bulunmuştum. Ancak bunlarla ilgili geri bildirimleri epey zaman sonra herhangi bir bilgilendirme yapılmayınca, bizzat e-postayla sorarak, sorduğum gün öğrendim, ve ilgili başvuruları resmi yazılarla yapsam da bilgilendirme bana resmi yolla tebliğ edilmedi. Ve yine bir husus da bölüm ismimiz TUA’nın ilan ve koordine ettiği ilgili yurtdışı eğitim ilanlarında yer almamıştı (Uzay Bilimleri ve Teknolojileri bölümü). Bunlar bir kurumun kurumsallaşma düzeyini ölçmede size ipucu veren hususlar. Geri bildirimlerimiz sayesinde daha etkin bir sistemle süreçlerin yönetileceğine de inanmaktayım. Aksi takdirde yine bu tür ilanlar verildiği zaman, tüm süreçteki önceki tecrübelerden, kabul/ret almaktan bağımsız, iletişim zorluğu ve sistem eksikliğinden tekrar başvuru yapma motivasyonlarımız maalesef sekteye uğramakta. Akademinin doğasının yapıcı eleştiri ile ilerleme olarak değerlendirdiğimden bunların daha iyi koordinasyon sağlanması noktasında bir geri bildirim olarak ele alınacağını umuyorum. Tabi şu an öncelikle Ay görevi konusunda yoğun bir program içerisinde olduklarını biliyoruz, enerjileri o doğrultuda olduğundan da böyle bir durum ortaya çıkmış olabilir.


ABD’nin uzay programını yürüten NASA’nın bütçe büyüklüğü 19.5 milyar dolardır. Çin Uzay Ajansı’nın bütçesi 8 milyar dolar, Hindistan’ın bütçesi 2 milyar dolar, Almanya Uzay Ajansı’nın bütçesi 1.1 milyar euro, Kanada Uzay Ajansı’nın bütçesi 300 milyon dolar ve Japonya’nın bütçesi ise 500 milyon dolar olması dikkate alındığında TUA’nın 5.4 milyon dolar olan bütçesinin yetersiz kaldığını göstermektedir. Bunlar ve mevcut ülke ekonomisi göz önüne alındığında uzay yolculuğu için şartlarımız gerçekten sağlanabilir mi?


Nusret Demir: Bütçenin az göründüğü muhakkak. Diğer üzerinde durmamız gereken konu ortaya konan hedeflere yönelik bu bütçenin nasıl kullanılacağı. TUA bir koordinatörlük görevi mi görecek (şu ana kadar farklı kurumlar arası bir iş birliği gibi hareket etmekte) yoksa kendisi mi araştırmaları finanse edecek? Kurumlar kendilerine tahsis edilen bütçelerle hareket ettiğini görüyoruz, o yüzden bu 5.4 milyon doların üstünde bir uzay araştırmaları bütçemiz var diyebiliriz. Bununla ilgili koordine ettikleri faaliyetleri ve oradaki bütçeler de ortaya konursa belki tablo daha net olur.
Türkiye’nin uzay konusunda öncelikli hedefi uzay yolculuğu olmalı mı emin olamıyorum. Ülkemiz sanayi ve ekonomisinin sürdürülebilirliğinin sağlanması yine uzaya yapılacak yatırımlarla mümkün olabilir. Şu an Asya Pasifik Uzay Ajansları ile ortak hareket edilmekte, ancak orada da ESA gibi bir yapılanma maalesef mevcut değil. O yüzden Avrupa Birliği üyelik sürecinin başarıya ulaşması ESA gibi devasa bir kapının ülkemize açılmasına vesile olabilir diyorum.


Türkiye Uzay Ajansı’nın 2023 yılında Ay ile temas kurulması hedefini kısa bir zamanda ve yeterli bütçe ile teknik alt yapı olmadan gerçekleştirmesi Milli Uzay Programı’nda yer alan hedeflerinin hayata geçmesi konusunda şüpheleri beraberinde getirmekte, bu kadar kısa süre için duyurulan çalışmalar sizce de çok iddialı değil mi?

Nusret Demir: Uzay ülkeler için hep bu şekilde bir podyum şansı sunmuştur. Bilimsel bir bakış açısıyla ilgili açıklamanın yapılmasından çok önce ilgili testlerin farklı kurumlar nezdinde fizibilite çalışmalarının yapılmış olduğunu düşünüyorum. Yoksa bir lisansüstü tezi bile şu an iki seneden fazla sürüyor.

”Uzaya Baklava Götürüp Yunan ve Arap dostlara Bir Latife Yapmaları Sürpriz Olmaz.”

Türkiye Uzay Ajansı (TUA) Başkanı Serdar Hüseyin Yıldırım, “Uzaya gidecek Türk vatandaşının yanında Türkiye’yi temsil edecek “sürpriz” nesneler götürebileceğini söyledi. Ve sözlerine Uzay yolcumuzun mutlaka bayrağımızı ve bize has bazı unsurları oraya götürmesini arzuluyoruz.” diye devam etti. Sizce uzaya yemeklerimizi götürüp kendisinin de tabiriyle oradakilere de ikram etmemiz ne kadar olası?

Nusret Demir: Bence Uzaya baklava götürüp Yunan ve Arap dostlara bir latife yapmaları sürpriz olmaz 😊

Diğer haberlerimize buradan diğer röportajlarımıza ise buradan ulaşabilirsiniz!

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

Yazar Hakkında